Ayazağa Web Sitesi

Ayazağa Haberleri, Resimleri, İlanları

3 Şubat 2012 Mevlid Kandili'niz Mübarek Olsun

Mevlid kelimesinde “doğum” mânası vardır. Kandil kelimesinde de, belli günlerde yakılan aydınlık anlamı mevcuttur. İkisini bir araya getirip de Mevlid Kandili  dediğimizde, Resûlüllah (asv)`ın doğum gecesinde minarelerde yakılan  kandiller hâtıra gelmektedir. Müslümanlar, her sene Rebiü`l-evvel ayının  on ikinci gecesine giriş teşkil eden geceyi dinî merasimlerle ihyâ  eder, farklı bir huzur ve neş`eyle tes`id etme titizliği gösterirler.  Kandillerle donatılan camiler bu niyetle dolar, taşar…
Müslümanlar bu geceyi, hem kendi açılarından, hem de çocukları açısından  düşünürler. Kendi açılarından düşünürken ibâdetleri, çevredeki konu  komşuya yardımları, çeşitli iyilikleri hatırlar, farklı bir yardım  anlayışında olurlar. Çocukları açısından ise, çok dikkatli olurlar.  Mâsum dimağlarda gecenin güzel bir hatıra olarak kalmasını temin edecek  çarelere başvururlar. Nitekim o günde çocukların sevineceği şeyler  alırlar, hoşlarına gidecek sohbetler tertip ederler, gecenin,  zihinlerinde tatlı bir hâtıra olarak kalmasını temin ederler.

İslâm dünyasında mevlid merasimi ilk defa, Mısır’da hüküm süren Fatımîler (910-1171) tarafından tertiplenmiştir.  Bu merasimler saraya ait olup, sadece devlet erkanı arasında cereyan  etmekte idi. Fatimîler, Hz. Ali (r.a.) ve Fatıma (r.anha.)’ın doğum  günlerinde de mevlid merasimleri tertip ederlerdi.
Sünnî Müslümanlarda ilk mevlid merasimi, Hicri 604 yılında, Selahaddin Eyyubî’nin  eniştesi ve Erbil atabeği Melik Muzafferuddun Gökbörü tarafından  tertiplenmiştir. Uzun hazırlıklarla düzenlenen merasimler, bütün halkı  kapsayan bir şekilde düzenlenirdi. Muzafferuddin, çevre bölgelerden  fakıh, sûfi, vaiz ve diğer alimleri Erbil’e çağırır ve kutlamalar gayet  debdebeli bir şekilde cereyan ederdi.
Daha sonra, değişikliğe uğrayarak, Mekke’de de mevlid merasimleri  tertiplenmeye başlanmıştır. Mekke ve Medine’den sonra mevlid  merasimleri, İslam coğrafyasının her tarafında birbirinden farklışekillerde tertiplenmeye başlanmış ve bu, bugüne kadar sürekliliğini  korumuştur. Osmanlılar tarafından mevlid, ilk defa III. Murat zamanında, 1588’de resmi hale getirildi. Merasimler,  belirlenmiş teşrifât kaidelerine uygun olarak sarayda tertiplenir,  ayrıca, önceleri Ayasofya Camii’nde, sonraları ise Sultan Ahmed  Camii’nde yapılan merasimlere, devlet erkanıyla birlikte halk da  katılırdı.

 
Bu merasimlerde, önce müezzin tarafından Kur’an-ı Kerîm okunur, bunun  peşinden de vaazlar verilirdi. Daha sonra mevlidhân kürsüye çıkar ve bir  bölüm okuduktan sonra iner, hediyesini alır ve ikinci mevlidhan kürsüye  çıkarak, okumaya devam eder ve belirlenmiş kaideler çerçevesinde mevlid  kutlamaları son bulurdu. (Asım Köksal İslam Tarihi)

 
Mevlidin dinimizdeki yeri nedir?
Mevlid Peygamberimizden (a.s.m.) üç dört asır sonra icad edilen İslâmî  bir âdet olmakla birlikte, bid’atın hasene (güzel) kısmına girmektedir.  Büyük hadis ve fıkıh âlimi olan İbni Hacer, mevlid merâsiminin  meşrûiyeti hakkında şu hadisi zikreder:
İbni Abbas’ın rivayetine göre, Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.)  Medine’ye hicret ettiklerinde Aşure gününde Yahudilerin oruç  tuttuklarını öğrenir. Oruç tutmalarının sebebini sorduğunda Yahudilerden  şu cevabı alır:
“Bu çok büyük bir gündür. Bugünde Allah, Mûsâ ile kavmini  kurtardı. Firavun ile kavmini suda boğdu. Mûsâ da buna şükür için oruç  tuttu. İşte biz de bugünün orucunu tutuyoruz.”
“Bunun üzerine Peygamberimiz, ‘Öyleyse biz Mûsâ’ya sizden daha yakın ve evlâyız’ buyurdu. O günden sonra hem kendisi oruç tuttu, hem de tutulması için tavsiyede bulundu.” ( Müslim, Sıyam 127)
İbni Hacer bu nakilden sonra şöyle der: “Bundan anlaşılıyor ki, böyle  bir günde, mevlid gecesinde Allah’a şükretmek tam yerindedir. Fakat  mevlid merasiminin Peygamberimizin doğum gününe denk getirilmesi için  dikkat etmek gerektir.” (el-Hâvî fi’l-Fetevâ, 1/190.)
Bugünkü İslâm ülkelerinde Peygamberimiz (asv)2in doğumunu yâd etmek, ona  salât-selâm getirmek maksadıyla çeşitli dillerde okunan mevlidler  vardır. Arapça “Bâned Suâd, Bürde ve Hemziyye” kasideleri  birer mevliddir. Türkçede ise yirmiden fazla mevlid manzumesi vardır.

 

Fakat bunların içinde en çok tutulan ve okunanı Süleyman Çelebi merhumun 1409 yılında yazdığı Vesiletü’n-Necât  isimli mevlid kitabıdır. Önceleri yalnız Peygamberimiz (asv)’in doğum  gününde okunan ve tertip edilen mevlid merâsimleri, daha sonra bütün  mübarek gecelerde tekrarlanmış, bilhassa memleketimizde daha da  yaygınlaşarak, ölüm, hastalık ve daha birçok vesilelerle  okunagelmiştir.  Bazı İslâm âlimleri mevlidi bid’at sayarak karşı  çıkmışlarsa da yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, Bediüzzaman,  zamanımızda bu meseleyi şöyle tashih etmiştir: “Mevlid-i Nebevî ile Miraciyenin okunması gayet nâfi (faydalı) ve güzel  âdettir ve müstahsen (iyi, hoş) bir âdet-i İslâmiyedir. Belki hayat-ı  içtimaiye-i İslâmiyenin gayet lâtif ve parlak ve tatlı bir medar-ı  sohbetidir (sohbet sebebidir). Belki hakaik-i imani-yenin ihtarı  (hatırlatılması) için, en hoş ve şirin bir derstir. Belki îmanın  envarını ve muhabbetullah ve aşk-ı Nebevîyi göstermeye ve tahrike en  müheyyic (heyecan uyandıran) ve müessir bir vasıtadır.” (Nursi, Meklubat, s. 281-285)

 
Kandiller Nasıl Değerlendirilmelidir?
Bütün kandil gecelerinde yapılabilecek ve yapılması gereken önemli bir  takım afv ü mağfirete nail olma, ecr ü sevap kazanma, manevî terakki  kaydetme, bela ve musibetlerden kurtulma ve rıza–i İlâhiye ulaşma  vesileleri vardır ki, bunlardan bazılarını maddeler hâlinde kısaca ve  toplu olarak yeniden hatırlamakta yarar var:
1. Kur’ân–ı Kerim okunmalı; okuyanlar dinlenmeli; uygun mekânlarda  Kur’ân ziyafetleri verilmeli; Kelamullah’a olan sevgi, saygı ve bağlılık  duyguları yenilenmeli, kuvvetlendirilmeli.
2. Peygamber Efendimiz (sas)’e salât ü selâmlar getirilmeli; O’nun şefaatini ümit edip, ümmetinden olma şuuru tazelenmeli.
3. Kaza, nafile namazlar kılınmalı; varsa o geceye ait nakledilen  namazlar, onlar da ayrıca kılınabilir; kandil gecesi, özü itibariyle  ibadet ve ibadette ihsan şuuruyla ihya edilmeli.
4. Tefekkürde bulunulmalı; “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum,  Allah’ın benden istekleri nelerdir” gibi konular başta olmak üzere  hayatî meselelerde derin düşüncelere girmeli.
5. Geçmişin muhasebe ve murakabesi yapılmalı; ve şimdinin ve geleceğin plân ve programı çizilmeli.
6. Günahlara samimi olarak tevbe ve istiğfar edilmeli; idrak edilen geceyi son fırsat bilerek nedamet ve inabede bulunulmalı.
7. Bol bol zikir, evrad ü ezkarda bulunulmalı.
8. Mü’minlerle helalleşilmeli; onlarla irtibatımız cihetinden rızaları alınmalı.
9. Küs ve dargın olanlar barıştırılmalı; gönüller alınmalı; kederli yüzler güldürülmeli.
10. Kişi kendine ve diğer Mü’min kardeşlerine hattâ isim zikrederek dualar etmeli.
11. Üzerimizde hakları olanlar aranıp sorulmalı; vefa ve kadirşinaslık ahlâkı yerine getirilmeli.
12. Yoksul, kimsesiz, öksüz, yetim, hasta, sakat, yaşlı olanlar ziyaret  edilip, sevgi, şefkat, hürmet, hediye ve sadakalarla mutlu edilmeli.
13. O gece ile ilgili âyetler, hadîsler ve bunların yorumları ilgili kitaplardan ferden veya cemaaten okunmalı.
14. Dini toplantılar, paneller ve sohbetler düzenlenmeli; va’z ü nasihat  dinlenmeli; şiirler okunmalı; ilâhî ve ezgilerle gönüllerde ayrı bir  dalgalanma oluşturmalı.
15. Kandil gecesinin akşam, yatsı ve sabah namazları cemaatle ve camilerde kılınmalı.
16. Sahabe, ulema ve evliya türbeleri ziyaret edilmeli; hoşnutlukları  alınmalı; ve manevî iklimlerinde vesilelikleriyle Hakk’a niyazda  bulunulmalı.
17. Vefat etmiş yakınlarımızın, dostlarımızın ve büyüklerimizin  kabirleri ziyaret edilmeli; iman kardeşliğine ait sadakati yerine  getirilmeli.
18. Hayattaki manevî büyüklerimizin, üstadlarımızın, anne ve babamızın,  dostlarımızın ve diğer yakınlarımızın kandilleri bizzat giderek veya  telefon, faks yahut e–mail çekerek tebrik edilmeli; duaları istenmeli.
19. Bu kandil gecelerinin gündüzlerinde mümkün olduğunca oruç tutulmalı.
Mübarek gecelerin ihyası ile ilgili özel bir ibadet mevcut değildir. Namaz, tilavet–i Kur’ân, dua gibi bütün ibadet çeşitleri ile gece ihya edilebilir… Mübarek gecelerde kılınan bazı hususi namazlar sünnette mevcut değildir; muteber bir rivayete de istinad etmezler. Bu,  “O gecelerde namaz kılmak mekruhtur” anlamına gelmez. Teheccüd ve  nafile namazları teşvik eden rivayetler çoktur. Bunların mübarek  gecelerde yapılması elbette daha faziletlidir.” (Canan, Kütüb–ü Sitte,  3/289).
Kandil gecelerine ait olduğu kaydedilen namazları da ayrıca kılmakta bir sakınca yoktur; sevaptan hâli değildir.

Şubat 3, 2012 - Posted by | Etkinlik, Genel Konular | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

3 Şubat 2012 Mevlid Kandili'niz Mübarek Olsun

Mevlid kelimesinde “doğum” mânası vardır. Kandil kelimesinde de, belli günlerde yakılan aydınlık anlamı mevcuttur. İkisini bir araya getirip de Mevlid Kandili  dediğimizde, Resûlüllah (asv)`ın doğum gecesinde minarelerde yakılan  kandiller hâtıra gelmektedir. Müslümanlar, her sene Rebiü`l-evvel ayının  on ikinci gecesine giriş teşkil eden geceyi dinî merasimlerle ihyâ  eder, farklı bir huzur ve neş`eyle tes`id etme titizliği gösterirler.  Kandillerle donatılan camiler bu niyetle dolar, taşar…
Müslümanlar bu geceyi, hem kendi açılarından, hem de çocukları açısından  düşünürler. Kendi açılarından düşünürken ibâdetleri, çevredeki konu  komşuya yardımları, çeşitli iyilikleri hatırlar, farklı bir yardım  anlayışında olurlar. Çocukları açısından ise, çok dikkatli olurlar.  Mâsum dimağlarda gecenin güzel bir hatıra olarak kalmasını temin edecek  çarelere başvururlar. Nitekim o günde çocukların sevineceği şeyler  alırlar, hoşlarına gidecek sohbetler tertip ederler, gecenin,  zihinlerinde tatlı bir hâtıra olarak kalmasını temin ederler.

İslâm dünyasında mevlid merasimi ilk defa, Mısır’da hüküm süren Fatımîler (910-1171) tarafından tertiplenmiştir.  Bu merasimler saraya ait olup, sadece devlet erkanı arasında cereyan  etmekte idi. Fatimîler, Hz. Ali (r.a.) ve Fatıma (r.anha.)’ın doğum  günlerinde de mevlid merasimleri tertip ederlerdi.
Sünnî Müslümanlarda ilk mevlid merasimi, Hicri 604 yılında, Selahaddin Eyyubî’nin  eniştesi ve Erbil atabeği Melik Muzafferuddun Gökbörü tarafından  tertiplenmiştir. Uzun hazırlıklarla düzenlenen merasimler, bütün halkı  kapsayan bir şekilde düzenlenirdi. Muzafferuddin, çevre bölgelerden  fakıh, sûfi, vaiz ve diğer alimleri Erbil’e çağırır ve kutlamalar gayet  debdebeli bir şekilde cereyan ederdi.
Daha sonra, değişikliğe uğrayarak, Mekke’de de mevlid merasimleri  tertiplenmeye başlanmıştır. Mekke ve Medine’den sonra mevlid  merasimleri, İslam coğrafyasının her tarafında birbirinden farklışekillerde tertiplenmeye başlanmış ve bu, bugüne kadar sürekliliğini  korumuştur. Osmanlılar tarafından mevlid, ilk defa III. Murat zamanında, 1588’de resmi hale getirildi. Merasimler,  belirlenmiş teşrifât kaidelerine uygun olarak sarayda tertiplenir,  ayrıca, önceleri Ayasofya Camii’nde, sonraları ise Sultan Ahmed  Camii’nde yapılan merasimlere, devlet erkanıyla birlikte halk da  katılırdı.

 
Bu merasimlerde, önce müezzin tarafından Kur’an-ı Kerîm okunur, bunun  peşinden de vaazlar verilirdi. Daha sonra mevlidhân kürsüye çıkar ve bir  bölüm okuduktan sonra iner, hediyesini alır ve ikinci mevlidhan kürsüye  çıkarak, okumaya devam eder ve belirlenmiş kaideler çerçevesinde mevlid  kutlamaları son bulurdu. (Asım Köksal İslam Tarihi)

 
Mevlidin dinimizdeki yeri nedir?
Mevlid Peygamberimizden (a.s.m.) üç dört asır sonra icad edilen İslâmî  bir âdet olmakla birlikte, bid’atın hasene (güzel) kısmına girmektedir.  Büyük hadis ve fıkıh âlimi olan İbni Hacer, mevlid merâsiminin  meşrûiyeti hakkında şu hadisi zikreder:
İbni Abbas’ın rivayetine göre, Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.)  Medine’ye hicret ettiklerinde Aşure gününde Yahudilerin oruç  tuttuklarını öğrenir. Oruç tutmalarının sebebini sorduğunda Yahudilerden  şu cevabı alır:
“Bu çok büyük bir gündür. Bugünde Allah, Mûsâ ile kavmini  kurtardı. Firavun ile kavmini suda boğdu. Mûsâ da buna şükür için oruç  tuttu. İşte biz de bugünün orucunu tutuyoruz.”
“Bunun üzerine Peygamberimiz, ‘Öyleyse biz Mûsâ’ya sizden daha yakın ve evlâyız’ buyurdu. O günden sonra hem kendisi oruç tuttu, hem de tutulması için tavsiyede bulundu.” ( Müslim, Sıyam 127)
İbni Hacer bu nakilden sonra şöyle der: “Bundan anlaşılıyor ki, böyle  bir günde, mevlid gecesinde Allah’a şükretmek tam yerindedir. Fakat  mevlid merasiminin Peygamberimizin doğum gününe denk getirilmesi için  dikkat etmek gerektir.” (el-Hâvî fi’l-Fetevâ, 1/190.)
Bugünkü İslâm ülkelerinde Peygamberimiz (asv)2in doğumunu yâd etmek, ona  salât-selâm getirmek maksadıyla çeşitli dillerde okunan mevlidler  vardır. Arapça “Bâned Suâd, Bürde ve Hemziyye” kasideleri  birer mevliddir. Türkçede ise yirmiden fazla mevlid manzumesi vardır.

 

Fakat bunların içinde en çok tutulan ve okunanı Süleyman Çelebi merhumun 1409 yılında yazdığı Vesiletü’n-Necât  isimli mevlid kitabıdır. Önceleri yalnız Peygamberimiz (asv)’in doğum  gününde okunan ve tertip edilen mevlid merâsimleri, daha sonra bütün  mübarek gecelerde tekrarlanmış, bilhassa memleketimizde daha da  yaygınlaşarak, ölüm, hastalık ve daha birçok vesilelerle  okunagelmiştir.  Bazı İslâm âlimleri mevlidi bid’at sayarak karşı  çıkmışlarsa da yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, Bediüzzaman,  zamanımızda bu meseleyi şöyle tashih etmiştir: “Mevlid-i Nebevî ile Miraciyenin okunması gayet nâfi (faydalı) ve güzel  âdettir ve müstahsen (iyi, hoş) bir âdet-i İslâmiyedir. Belki hayat-ı  içtimaiye-i İslâmiyenin gayet lâtif ve parlak ve tatlı bir medar-ı  sohbetidir (sohbet sebebidir). Belki hakaik-i imani-yenin ihtarı  (hatırlatılması) için, en hoş ve şirin bir derstir. Belki îmanın  envarını ve muhabbetullah ve aşk-ı Nebevîyi göstermeye ve tahrike en  müheyyic (heyecan uyandıran) ve müessir bir vasıtadır.” (Nursi, Meklubat, s. 281-285)

 
Kandiller Nasıl Değerlendirilmelidir?
Bütün kandil gecelerinde yapılabilecek ve yapılması gereken önemli bir  takım afv ü mağfirete nail olma, ecr ü sevap kazanma, manevî terakki  kaydetme, bela ve musibetlerden kurtulma ve rıza–i İlâhiye ulaşma  vesileleri vardır ki, bunlardan bazılarını maddeler hâlinde kısaca ve  toplu olarak yeniden hatırlamakta yarar var:
1. Kur’ân–ı Kerim okunmalı; okuyanlar dinlenmeli; uygun mekânlarda  Kur’ân ziyafetleri verilmeli; Kelamullah’a olan sevgi, saygı ve bağlılık  duyguları yenilenmeli, kuvvetlendirilmeli.
2. Peygamber Efendimiz (sas)’e salât ü selâmlar getirilmeli; O’nun şefaatini ümit edip, ümmetinden olma şuuru tazelenmeli.
3. Kaza, nafile namazlar kılınmalı; varsa o geceye ait nakledilen  namazlar, onlar da ayrıca kılınabilir; kandil gecesi, özü itibariyle  ibadet ve ibadette ihsan şuuruyla ihya edilmeli.
4. Tefekkürde bulunulmalı; “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum,  Allah’ın benden istekleri nelerdir” gibi konular başta olmak üzere  hayatî meselelerde derin düşüncelere girmeli.
5. Geçmişin muhasebe ve murakabesi yapılmalı; ve şimdinin ve geleceğin plân ve programı çizilmeli.
6. Günahlara samimi olarak tevbe ve istiğfar edilmeli; idrak edilen geceyi son fırsat bilerek nedamet ve inabede bulunulmalı.
7. Bol bol zikir, evrad ü ezkarda bulunulmalı.
8. Mü’minlerle helalleşilmeli; onlarla irtibatımız cihetinden rızaları alınmalı.
9. Küs ve dargın olanlar barıştırılmalı; gönüller alınmalı; kederli yüzler güldürülmeli.
10. Kişi kendine ve diğer Mü’min kardeşlerine hattâ isim zikrederek dualar etmeli.
11. Üzerimizde hakları olanlar aranıp sorulmalı; vefa ve kadirşinaslık ahlâkı yerine getirilmeli.
12. Yoksul, kimsesiz, öksüz, yetim, hasta, sakat, yaşlı olanlar ziyaret  edilip, sevgi, şefkat, hürmet, hediye ve sadakalarla mutlu edilmeli.
13. O gece ile ilgili âyetler, hadîsler ve bunların yorumları ilgili kitaplardan ferden veya cemaaten okunmalı.
14. Dini toplantılar, paneller ve sohbetler düzenlenmeli; va’z ü nasihat  dinlenmeli; şiirler okunmalı; ilâhî ve ezgilerle gönüllerde ayrı bir  dalgalanma oluşturmalı.
15. Kandil gecesinin akşam, yatsı ve sabah namazları cemaatle ve camilerde kılınmalı.
16. Sahabe, ulema ve evliya türbeleri ziyaret edilmeli; hoşnutlukları  alınmalı; ve manevî iklimlerinde vesilelikleriyle Hakk’a niyazda  bulunulmalı.
17. Vefat etmiş yakınlarımızın, dostlarımızın ve büyüklerimizin  kabirleri ziyaret edilmeli; iman kardeşliğine ait sadakati yerine  getirilmeli.
18. Hayattaki manevî büyüklerimizin, üstadlarımızın, anne ve babamızın,  dostlarımızın ve diğer yakınlarımızın kandilleri bizzat giderek veya  telefon, faks yahut e–mail çekerek tebrik edilmeli; duaları istenmeli.
19. Bu kandil gecelerinin gündüzlerinde mümkün olduğunca oruç tutulmalı.
Mübarek gecelerin ihyası ile ilgili özel bir ibadet mevcut değildir. Namaz, tilavet–i Kur’ân, dua gibi bütün ibadet çeşitleri ile gece ihya edilebilir… Mübarek gecelerde kılınan bazı hususi namazlar sünnette mevcut değildir; muteber bir rivayete de istinad etmezler. Bu,  “O gecelerde namaz kılmak mekruhtur” anlamına gelmez. Teheccüd ve  nafile namazları teşvik eden rivayetler çoktur. Bunların mübarek  gecelerde yapılması elbette daha faziletlidir.” (Canan, Kütüb–ü Sitte,  3/289).
Kandil gecelerine ait olduğu kaydedilen namazları da ayrıca kılmakta bir sakınca yoktur; sevaptan hâli değildir.

Şubat 3, 2012 - Posted by | Etkinlik, Genel Konular | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s